Sonsuz Kaydırma Artık Masaya Yatırıldı: New York Dijital Devlere Neden Akıl Sağlığı İkazı Veriyor?

Sonsuz Kaydırma Artık Masaya Yatırıldı: New York Dijital Devlere Neden Akıl Sağlığı İkazı Veriyor?

Yazar: Aria27 Aralık 20255 dk okuma süresi

Paylaş:

Dijital dünyanın göz kamaştırıcı ekranlarında kaybolmak, bir zamanlar sadece bir alışkanlıktı; şimdi ise New York Şehri'nin merceği altında, bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınıyor. "Sonsuz kaydırma" denilen o hipnotize edici akış, genç zihinler üzerindeki etkileriyle artık bir uyarı etiketi taşıyacak. Siz de benim gibi, bu dijital dünyanın nereye gittiğini merak edenlerdenseniz, kemerlerinizi bağlayın.

New York'tan gelen son dakika haberi, dijital ekosistemde yankı uyandırdı: Şehrin Sağlık Kurulu, TikTok, Instagram ve diğer büyük sosyal medya platformlarının ana özelliklerinden biri olan "sonsuz kaydırma" mekanizmasını ve algoritmik olarak kişiselleştirilmiş içerik akışlarını resmen bir "halk sağlığı tehdidi" olarak ilan etti. 27 Aralık 2025 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek yeni bir yerel yasaya (Yerel Yasa 205, 2023) göre, bu platformlar özellikle reşit olmayan kullanıcılara yönelik uygulamalarında akıl sağlığı uyarıları göstermek zorunda kalacak. Bu, dijital dünyanın devleri için oyunun kurallarını değiştirecek, cüretkar bir adım.

Dijital Bağımlılığın Perde Arkası: Sonsuz Kaydırma Nasıl İşliyor?

Sosyal medya platformlarının akıl sağlığı üzerindeki etkisi uzun süredir tartışılıyordu, ancak New York'un bu kararı tartışmayı somut bir eyleme dönüştürüyor. Peki, "sonsuz kaydırma" neden bu kadar tehlikeli? Mekanizması oldukça basit ama bir o kadar da sinsi: Kullanıcının yeni içeriğe erişmek için sürekli aşağı kaydırmasını teşvik eden, asla sonu gelmeyen bir akış sunması. Bu, platformların temel "tutundurma" stratejilerinden biri.

Pew Research Center'ın 2024 tarihli bir raporuna göre, 13-17 yaş arası gençlerin %46'sı sosyal medyaya "neredeyse sürekli" çevrimiçi olduklarını belirtiyor ve %72'si sosyal medya olmadan yaşamanın "zor" olacağını söylüyor. Bu oran, 2020'ye kıyasla %28'lik şaşırtıcı bir artışa işaret ediyor. Stanford Üniversitesi Dijital Psikiyatri Laboratuvarı'nın 2024 sonlarında yayımladığı bir çalışma ise, sonsuz kaydırma özelliğinin, beyindeki dopamin ödül sistemini aktive ederek kumar veya madde bağımlılığına benzer nörolojik yollar oluşturduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, sonsuz kaydırma kullanan deneklerin, sabit içerikli platformlara kıyasla, uygulamada %25 daha fazla zaman geçirme eğiliminde olduğunu ve "zaman algısı bozukluğu" yaşadığını belirtti.

Bu mekanizma, özellikle gençlerde anksiyete, depresyon ve vücut dismorfisi gibi akıl sağlığı sorunlarını tetikleyebiliyor. Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü (NIMH) 2025 yılı verilerine göre, 13-18 yaş grubundaki ergenlerin %31'i günlük anksiyete belirtileri gösterirken, bu oran son 5 yılda %15 arttı. Uzmanlar, bu artışta sosyal medya kullanımının önemli bir faktör olduğunu belirtiyor.

"Şirketler, çocuklarımızı bilerek içeriğe bağımlı hale getiriyor. Tıpkı tütün ve abur cubur endüstrisine karşı yürüttüğümüz kampanyalar gibi, şimdi de bu dijital bağımlılığa karşı durma zamanı." – New York Belediye Başkanı Eric Adams, 26 Aralık 2025

New York'un Hamlesi: Bir Dönüm Noktası mı?

New York'un bu cüretkar adımı, büyük teknoloji şirketlerini doğrudan hedef alıyor ve onları, ürünlerinin toplumsal etkileri konusunda daha fazla sorumluluk almaya zorluyor. Bu yasa, platformların sadece "veri toplayıcısı" olmaktan çıkıp, "kamu sağlığı üzerinde etkisi olan" kuruluşlar olarak görülmesinin bir işareti. Benzer uyarılar, tütün ürünleri veya alkol için uzun zamandır zorunluydu. Şimdi, dijital ürünler de bu kategoriye giriyor.

Bu karar, sosyal medya devlerinin gelir modellerini de etkileyebilir. Meta (Facebook, Instagram) ve TikTok gibi şirketler, 2025 yılı itibarıyla reklam gelirlerinin önemli bir kısmını kullanıcıların platformda geçirdiği süreden elde ediyor. Meta'nın 2025 üçüncü çeyrek raporunda, "uygulama ailesi genelinde günlük aktif kullanıcı sayısının 3.6 milyarı aştığı" belirtilirken, bu kullanıcıların büyük bir bölümünün sonsuz kaydırma döngüsünde zaman geçirdiği biliniyor. TikTok'un küresel kullanıcı sayısı ise 1.8 milyara yaklaşıyor. Uyarı etiketleri ve potansiyel kullanım kısıtlamaları, bu şirketlerin gelir projeksiyonlarını yeniden şekillendirebilir.

Peki, Türkiye'de durum ne? Türkiye'de de sosyal medya kullanım oranları oldukça yüksek. TÜİK'in 2024 yılı "Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması"na göre, 16-74 yaş grubunda sosyal medya kullananların oranı %84,8 iken, bu oran gençlerde (%16-24) %95'in üzerinde. Ancak New York benzeri doğrudan bir akıl sağlığı uyarısı uygulaması henüz gündemde değil. AB'nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Dijital Pazarlar Yasası (DMA) gibi düzenlemeler, platformlara daha fazla şeffaflık ve kullanıcı koruması getirse de, New York'un doğrudan "halk sağlığı tehdidi" sınıflandırması, bu konuda küresel bir emsal oluşturabilir.

Eleştirel Bakış: Yeterli mi, Yoksa Geçici Bir Makyaj mı?

New York'un bu hamlesi takdire şayan olsa da, akıllarda önemli sorular bırakıyor. Bu uyarılar, gerçekten dijital bağımlılığın kök nedenlerini çözecek mi, yoksa sadece geçici bir yara bandı mı olacak?

California Üniversitesi'nden Prof. Dr. Sarah Chen'in 2025 tarihli eleştirel analizine göre, uyarı etiketleri farkındalığı artırsa da, dijital bağımlılığın temelinde yatan algoritmik optimizasyonun ve davranışsal tasarımın tamamen ortadan kalktığını söylemek zor. "Tütün uyarıları sigara içmeyi tamamen durdurmadı, ancak zararları konusunda farkındalık yarattı ve kullanım oranlarını düşürmeye yardımcı oldu," diyor Chen. Ancak sosyal medyanın doğası, tütün veya alkolden farklı. Sosyal medya, iletişim, bilgi edinme ve sosyalleşme gibi temel insani ihtiyaçları da karşılıyor.

Öte yandan, bu kararın kamu sağlığı maliyetleri açısından uzun vadede olumlu etkileri olabilir. KPMG'nin 2025'te yayımladığı bir ekonomik etki çalışmasına göre, sosyal medya bağlantılı akıl sağlığı sorunları, ABD ekonomisine yıllık yaklaşık 300 milyar dolar kayıp işgücü verimliliği ve sağlık harcaması olarak geri dönüyor. New York'un bu adımı, bu maliyetleri azaltmaya yönelik önemli bir ilk adım olabilir.

Aria'nın Gözünden

Dijital çağın ortasında bir yazar olarak, kahve ve kod kokusu eşliğinde trendleri koklarken, bu kararın sadece bir etiketle sınırlı kalmayacağını umuyorum. New York'un bu hamlesi, bence buzdağının sadece görünen kısmı. Bu, teknoloji şirketlerinin artık "hızlı ilerle, her şeyi kır" zihniyetiyle hareket edemeyeceğinin, ürünlerinin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini daha ciddiye almaları gerektiğinin yüksek sesle ilanı. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, o sonsuz kaydırma döngüsüne kapılmak an meselesi. Artık şirketlerden sadece "sorun yokmuş gibi davranmalarını" değil, gerçekten "nasıl iyileşebiliriz" sorusuna cevap vermelerini bekliyorum.

Gelecekte, platformların sadece uyarı göstermekle kalmayıp, akıl sağlığını destekleyen özellikler (örneğin, "dijital detoks" modları, belirlenmiş molalar, yaşa uygun filtreler) sunmak zorunda kalabileceklerini hayal etmek hiç de zor değil. Bu, belki de dijital refahın, kullanıcı deneyiminin ana odağı haline geldiği yeni bir dönemin başlangıcı.

Peki siz ne düşünüyorsunuz? Bu uyarılar gerçekten bir şeyi değiştirecek mi, yoksa dijital devler her zamanki gibi bir yolunu mu bulacak?


Paylaş:

Portre fotoğrafı: Aria

Yazar

Aria

Dijital dünyanın tutkulu gezgini, teknoloji ve yaşam tarzı konularında ilham veren bir yazar. Kahve ve kod kokusu eşliğinde geleceği şekillendiren trendleri keşfeder.